Travestiler ve Bizler

Toplum travesti ve transseksüellik konusunda oldukca dürüst bir yaklaşımda bulunur. Genellikle bu cinsiyet seçimi
yapan insanlardan nefret ederler bu ön yargı sebebidir. Tabi bu ön yargılar degişebilir saç uzatan birine karı gibi
saç uzatıyorsun demek saçı uzun olan birinin küpe takan birine karı gibi küpe takıyorsun demek gibi çelişkili bir
durum , çünkü insanlar ne olduguna inanıyorsa karşı tarafı ona göre degerlendiriyor ,

ankara travestileri saçını uzatan bir insan
kendini erkek gibi gördügü için saç uzatan başka insana bu denli yaklaşımda asla bulunmaz veya küpe takan bir
erkek kendini erkek gibi gördügü ve erkek olduguna inandıgı için küpe takan bir insana bu denli yaklaşımda bulunmaz
bu yüzden halk içerisinde çok tepki toplar istanbul travesti ve transseksüeller , farklılıkları toplum tarafından kabullenilmez
marjinal bir toplum degiliz veya farklı olanı ne olsun oda insan diyerek aramızda barındırmıyoruz bir erkek cinsiyetini
degiştirmişse bunu karşı taraf çok farklı yorumlar bazıları ise hiç olmayan hikayeler anlatır , agır abilermiş sonra bir gün
tecavüz etmişler bu duruma düşmüşler gibi hikayeler halk kabullenmek istemez ama bu konuda çokda fazla fikire sahipmiş gibi
konuşup durur çünkü böyle bir milletiz aman be onların bilgisi mi var gel ben sana anlatıyım der gibi bir çok yalan fikri
insanların beynine depolayıp dururlar , travestiler insan keser gibi hikayeler buda gelecek nesilde transfobik düşünceler
uyandırır ve bu birey artık şöyle düşünür ; Bu beni kesmeden ben onu keseyim , bu çok yanlış bir düşünce olsada büyükleri
tarafından toplum tarafından böyle verildigi için o birey hakkında pek bir degişiklik söz konusu degildir. Çünkü ona böyle
sunuldu ve güvendikleri tarafından sunuldu güvendikleri hala aynı fikirdeyken o çocugun fikri asla degişmez.

Travesti ve yasal hakları

Tarihsel hareketin bir parçasıdır travesti aslında bu konu. Lambdaistanbul, Kaos GL, Pembe Hayat, Bursa Gökkuşağı ve en sonunda da 2009 yılında İzmir Siyah Pembe Üçgen Derneği’nin fesih davaları. Medeni kanunun 56. maddesine dayanmakta. 56. madde de ‘Açılacak derneklerin kanuna ve ahlaka aykırı olmaması’ hükmünü içermekte. Bu derneklerin hepsi gey, biseksüel, transseksüel ve şimdi de interseksi de kapsıyor. Şimdiye kadar mevzuatın bir bütününde bununla ilgili bir kanun yok. Bir taraftan da LGBT’liler var. Bu kanunun uygulayıcılarının yaşam tarzlarına aykırı bir şey.
Bununla ilgili bir derneğin açılacağını tahmin edemediler. Duymuşlar ama bu insanlar onlar için yeraltında kalan insanlar. Görünür olmayan insanlar bir anda ortaya çıkıyor ve kendilerini gey, biseksüel, trans olarak örgütlemeye çalışıp dernek kuruyorlar. Devlet şaşırıyor. Bunun karşısında refleks gerçekleştiriyorlar. Medeni kanunun 56. maddesine dayanarak sizin varlığınız kanun aykırı diyor. Ama dernek kuramazsınız diye bir kanun da yok. İşte kimlik mücadelesi hak mücadelesi vermeye çalışan insanlar var.

‘Lezbiyen, gey ne demek?’

Böyle bir refleksten dolayı İl Dernekler Müdürlükleri LGBT derneklerinin kurulması taleplerini aldıklarında çok şaşırdılar. “Önce derneklerle ilgili düzenleme yapın” dediler. “Lambda Türkçe değil. Lezbiyen, gey falan ne demek? Bunların açıklamasını yapın” dediler. “Türkçe karşılığını bulun” dediler. Sonra anayasanın 41. maddesine aykırı dediler. “Türk aile yapısına aykırı” dediler 41. maddeye dayanarak. Sonrasında “Atatürk İlke ve İnkılaplarına, Atatürk gençliğine” aykırı dediler. Dderneklerin feshi için İl Dernek Müdürlükleri savcılıklara başvuruyor. Kaos GL, Pembe Hayat Ankara, Gökkuşağı Bursa dernekleri için. Savcı inceliyor. Her üç dernek için savcılar bu derneklerin ahlaka aykırı olmadıklarını söylüyor. 2005’lerdeki AB uyum yasalarının çıktığı döneme denk gelir.
O güne kadar Türkiye’de olmayan gelişmeler yaşandı. Savcılar dönemsel gelişmelere göre kapatılma-fesih taleplerini reddetti. Sıkıntı yok dediler. Dernekleştiler.

“Lambdaistanbul içinse 2006 yılında durum farklı oldu. Mayıs 2006 yılında İstanbul Valiliği’ne dernek kurulması için başvuruda bulunuldu. Lambda’nın Türkçe olmadığı, ‘gey, lezbiyen nedir konusunda açıklama yapın’ dediler. Arkadaşlar da açıklamaları tüzükte belirterek verdiler. Valilik ikna olmadı. Yine aynı bahanelerle savcılığa fesih konusunda talepte bulundu. Savcı talepleri reddetti. İl Dernekler Müdürlüğü savcının kararına itiraz etti. İtiraz, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ne götürüldü. 5. Ağır Ceza Mahkemesi itirazı inceleyerek, davanın açılması gerektiğine karar verdi. Takipsizlik kararı veren savcı Lambda’nın feshi için davayı açmak zorunda kaldı.

2008 yılında fesih kararı verildi

“2007 yılında Beyoğlu 3. Asliyede yargılama başladı. 2010’a kadar devam etti. Süreç sancılı geçti. Dernekleşiyorsun ama bir anda feshedilebiliyorsun. Derneğin malları pek yok ama her şey devredilebilir. Dernek olarak Onur Haftası, etkinlikler, sokağa çıkma etkinlikleri yapıldı. Bir engel yok ama feshedilme durumu vardı. Mahkeme en nihayetinde 2008’in mayıs ayında aleyhte bir durum olmamasına rağmen feshedilme konusunda karar verdi.

“ Hakim ahlaka aykırılığın ne olduğu, kendince eşcinselliğin ne olduğu, Türk aile yapısının ne olduğu, kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, anayasanın 10. maddesine göre düzenlenen kadın erkek eşitliğinin ne olduğu, farklı cinsel kimlik ve yönelimin belirtilmesi, kadın ve erkek cinsiyeti üzerinden belirlendiğinden dolayı, ataerkil toplum yapısı vs. kendi önyargısı, hatta bununla yetinmeyerek, AİHM 8. maddesi ile ilgili ne madde varsa aleyhte yorumladı. Bütün bu yasalar rejimin aleyhinde olmamak üzere kanunla sınırlanıyor. Ama hakim sanki rejimi tehlikeye sokacak bir dernekmiş gibi yorumladı ve derneğin feshine karar verdi.

‘Fesih kararı LBGTİ’yi yer altına itmeye çalışmaktı’

“Fesih kararıyla aslında yapmaya çalıştıkları şey LGBT Hareketi’ni yer altına itmeye çalışmaktı. Bu kararlar tam tersi büyük bir ivme kazandı. LGBT bireylerin değil tüm insan hakları alanında çalışan derneklerin, vakıfların hatta Avrupa parlamenterlerine kadar birçok siyasal kuruma herkesin tepkisi oldu. Bu tepkiyle birlikte bir hafta on gün boyunca dünya çapında gündem oluştu. Bu da tam 2007 seçimleri dönemiydi. Hareketlilik kazandı. Dernek kapatılıyor ama kapatılmayla birlikte büyük bir reklam oldu. Hakim fesih kararı vermeseydi kimse neyin ne olduğunu bilmeden her şey kapanacaktı.

Ama fesih kararı ile birlikte ciddi bir örgütlenmeye giriştik. Medya ile falan büyük bir tepki oluştu. Nihayetinde gerekçeli karar yazıldı ve bize tebliğ edildi. Biz de Yargıtay’a götürdük hatta duruşma yapılmasını talep ettik. Ankara’ya gittik bizler de. Büyük bir kitle Yargıtay’a geldi. Biz de içeri girdik. Geniş güvenlik önlemi aldılar. Savunmalarımızı yaptık. Dışarıda bekleyen kitle de Kızılay’da eylem yaptı. En nihayetinde Yargıtay derneğin fesih kararını bozdu.

“Bizim söylediğimiz, anayasanın 10. maddesine aykırı, 14. maddeye aykırı falan hepsini dile getirdik. Yargıtay öbür taraftan da dernekler bugüne kadar böyle bir şey yapıyor olabilirler, bir araya gelip amaçlar oluşturup bu amaçlar için bir araya geliyorlar olma ihtimali toplumun yapısına sirayet edip insanları gey, trans vs. durumlara özendirirse derneklerin feshi olabilir dedi. Daha önce saydıkları birçok şeyi bu ifadesiyle tersyüz etti. LGBT olma hali teşvik edici bir şey değil. Ama onlar büyük ihtimal bunu öyle düşündükleri için öyle bir kanaate vardılar.

“Yargıtay’ın bu kararı üzerine biz de karar düzeltmeye gittik. Karar düzeltmede ise taleplerimiz reddedildi. Yargıtay’ın bu cümlesinden dolayı, çünkü bu önemli bir tehlike arz etmekte. Sonuçta LGBT’ler kimlik mücadelesinden dolayı sokaklarda eylemler yapıyorlar. Her sokağa çıkma aleyhte bir durum oluşturabilir. Onların düşüncesine göre derneği kapatma vesilesi olabilir. Biz de bunu AİHM’e taşıdık. Şimdiye kadar bir şey çıkmadı. Ne derneğin bir savunma yaptığına dair bir şey geldi, ne de işleme alındığına dair bir şey yok ortada. Kısacası LGBT derneklerinin kanunlara aykırı olması sebebi büyük bir handikap oluşturuyor. Lambdaistanbul’un bu kararından sonra 2009 yılında Siyah Pembe Üçgen Derneği ile ilgili aynı sürece girildi. Valilik dernek feshi için kapatma talebinde bulundu ve savcı kabul etti. Ama oradaki yerel mahkemede süreç devam ederken Lambdaistanbul’un kararını örnek göstererek davanın reddini talep ettik ve bu da kabul edildi. Siyah Pembe Üçgen önünde bir engel kalmadı. SPoD , İstanbul LGBT Dayanışma Derneği, Ankara’da Kırmızı Şemsiye Derneği, Diyarbakır’da Hebun kuruldu. Bu derneklerin kurulması ile ilgili bir sorun çıkmadı. Sadece Mersin Yedi Renk Derneği tüzüğü İl Dernekler Müdürlüğüne verdi, dernekler müdürlüğü de Lambda’ya verilen cevap gibi 56. maddeye aykırı olması üzerine bunlarla ilgili hususları gözden geçirin ve düzeltmeleri yapıp bize getirin gibi bir beyanda bulundu. Bununla ilgili itiraz oldu ama bir şey çıkmadı. Hiç bir yasal sorun olmamasına rağmen yine de Mersin Yedi Renk böyle bir tehditle karşı karşıya. Tüzük onay belgesinin hemen öncesinde Yedi Renk Derneği hakkında Türk aile yapısına aykırı olması nedeniyle savunma istediler, yani tüzükte değişiklik yapılmasını istediler. Bunların dışında farklı bir durum şu an yok.”

‘Seks işçileri karakolda dayağa ve tacize maruz kalıyor’

LGBTİ Hareketi’nin hukuk alanında yaşadığı diğer sorunlardan biri de Kabahatler Kanunu’nda yaşanan zorluklar. Kabahatler Kanunu sorunu daha çok seks işçiliği yapan bireylere kesilen para cezası şekilde kendini gösteriyor. Sokaklarda seks işçiliği yapanlar hakkında Asayiş polisleri sık sık para cezası veriyorlar. Neredeyse her gün haklarında Kabahatler Kanunu’na dayandırılarak “çevreye zarar vermek” suçundan, otobanda seks işçiliği yapanlar hakkında ise “ trafik kurallarını ihlal etmek” suçundan cezalar kesiliyor. Seks işçileri para cezalarının yanı sıra götürüldükleri karakollarda dayağa ve tacize maruz kalıyorlar. Söz konusu sorunları birebir yaşamış olan seks işçisi Didem Sağlam ve Burak bize anlatıyor.

‘Travesti olsam da kimse aileme hakaret edemez’

“Dün (21 Mart 2014) LGBT derneğinden (İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği) bir arkadaşımızın doğum günü kutlaması vardı. Oraya gittik. Oradan dönerken Cansu diye bir arkadaşımla beraber eve gelirken Ömer Hayyam durağından sivil polislerce kolumuzdan tutulup arabaya bindirildik. Hâlbuki yanımızda hiç kimse yoktu. Arabaya bindirildiğimizde başka birileri de vardı. Yanımdaki biri “ben zor durumdayım, çocuğum var, o nedenle çalışmak zorundayım” dedi. Polis de ona “sen zevkine çalışıyorsun senin paran çoktur” cevabını verdi. Ben de lafa girip “biz meraklı değiliz üç kuruş için milletin altına yatmaya” deyince polis, “sen hiç konuşma, aileleriniz sizi nasıl yetiştirmişse ondan bu hale geldiniz” cevabını verdi. Ben de dönüp ”sen benim ailemi tanıyor musun?” diye sordum. “Hayır” dedi. Ben de “sen çocuğunu düzgün yetiştir, o zaman anlarsın” dedim. Çünkü ben çok sinirlendim. Travesti bile olsam kimse aileme hakaret edemez.

‘Yaşama hakkımız engelleniyor’

“Karakola vardığımızda arkadaşım Cansu bizi alanların polis olduğunu anlamamış. Çünkü yeni ve genç bir arkadaşım. Polise “ne bakıyorsun yeğenim?” dedi. Polis de tekmelemeye başladı. Ben de dayanamayıp kalktım ve dedim ki ”senin vurmaya hakkın yok. Darp raporu alacağız.” O esnada bütün polisler geldi. Karaköy Karakolu’nun amiri biri çıktı ve “Siz kendinizi ne sanıyorsunuz? Sizi nezarete atarız” diye tehditler savurdu. Ben de dernekten Ebru adındaki arkadaşımı aradım. Beren diye bir arkadaşa verdi telefonu. Beren telefondan, “Tutanakları aldıktan sonra hemen acile gidip darp raporu alabilirsiniz. Ona istinaden şikâyetçi olabilirsiniz. Ama saati, günü, polis eşkâline iyi bakın dedi.” Biz de saati günü aklımızda tuttuk. Hatta saatin fotoğrafını çektik kendi fotoğrafımızla birlikte. Genelde zorla imza attırıyorlar. Ben de “Zorla imza atmamıza gerek yok, dava açarız” dedim. Tutanağı okudum, “Çevreye zararım yok” dedim. Neyse oradan çıktık, tutanak bize verilmedi. Hastaneye gittiğimde arkadaşım beni aradı, polisler bizi arıyormuş ve tutanakları vereceklermiş. Neyse döndüğümde kapıda bizi bekliyorlardı. Bize hakaret eden polis yoktu ama. Polisler özür diledi. Ben de şikâyetçi olacağımı söyledim. Orada bir polis araya girip konuştu, sonra ben şikayetçi olmadığımı söyledim. Ama tekrar olursa hiç bir kuvvet tutamaz gidip şikayetçi olacağız. Çünkü travesti de olsak normal insanlarız. Çıkıp dolaşmaya ve eğlenmeye hakkım var. Ama maalesef yaşama hakkımız kısıtlanmıyor, engelleniyor.

‘Sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar’

“Markete dahi çıkamıyoruz. Birkaç gün önce arkadaşımız kuaförden çıkıp evine giderken polisler durdurup “Sen çalışmaya gidiyorsun” diyerek, kolundan tutup götürdü. Artık nereden geldiğimiz bile sorulmadan alınıyoruz ve tutanaklar tutulup hakkımızda para cezaları veriyorlar. Bu çevre için iki ekip burada bekliyor. Çıktığımız gibi alıyorlar. Yani bizi gözetliyorlar. Evden çıkar çıkmaz karşımıza dikiliyorlar. Biraz cazgır olmak gerekiyormuş. Sesimizi çıkardığımızda geri çekiliyorlar. Ama sessiz kalınca üstüne daha çok geliyorlar.

“Geçenlerde Vali geçecek diye bizi sokaktan topladılar gündüz vakti. 4-5 saat tuttular bizi. Çok affedersin, Tarlabaşı Keranesi Karaköy’e taşınmış gibi oldu. 30 küsur kişi kaldık. Cazgır olan varsa en başta saldılar ama ne kadar sessiz olursan suçu kabul etmiş gibi oluyorsun ve üzerine daha çok geliyorlar.“

‘Polisler günde 3-4 kez alıyor’

Birkaç aydır seks işçiliği yapmaya başladığını belirten Burak ise başından geçen bir olayı şöyle anlattı: “Bizim çalışmadığımız veya çalışırken mola verdiğimiz çay ocağı vardı. Orada genelde tüm travestiler veya sokak kadınları zaman geçiriyorlardı. 10-15 gün önce bir arkadaşımla gittik. “Giremezsiniz” dediler. Sahibi, esnafın şikayet ettiğini ve polisin de bundan dolayı uyarı cezası verdiğini söyledi. “Sizden güzel para kazanıyorduk ama artık gelemezsiniz” dedi. Oraya gitmemiz engellendi. Yine bazı yerlerde oturduğumuzda, esnaf ‘kapatıyoruz’ diyerek orada kalmamızı engelliyor.
Çoğu esnaf polis korkusuyla bunu yapıyor. Geçen hafta lokantada oturuyorduk. ‘Toplama var’ dediler, biz de yemek yiyorduk. Polisler geçerken bizi gördüler ve içeri geldiler. Burada ne aradığımızı sordular. Biz de yemek yediğimizi belirttik. “Çabuk yiyin sizi dışarıda bekliyoruz, sizi de götüreceğiz” dediler.

“Birçok yere artık gidemiyoruz. Polisler esnafı tehdit ediyor. Şimdi tatlıcımız var sadece. Yakın zamanda oradan da kovuluruz. Eskiden günde bir defa alıyorlardı şimdi ise günde üç-dört defa alıyorlar. Sokakta ne zaman yoğun olduğumuzu biliyorlar, o zaman geliyorlar. Hafta içi gece 12-1 dedin mi almayı bırakıyorlar, sadece göz korkutuyorlar. Hafta sonları ise sabah 4-5’e kadar alıyorlar. Hafta sonları aldıklarında daha çok tutuyorlar.
Geçen gün arkadaşım şarj aletimi onda unuttuğumu söyledi. Ben de almaya gittim. Dönüşte ise başka bir arkadaşımı gördüm ve ayaküstü konuştuk. Eve gelirken polisler “geç geç içeri” dediler. Ben de yaygara yaptım. Hepimizi tanıyorlar zaten. “Daha çalışmaya başlamadım şarj aletini almaya gidiyorum” dedim. Sonra tehditkâr konuştular. “Kötü davranmıyorum beni kötü davranmaya zorlamayın” dedi ve arabaya bindirerek ceza kesti.

“Artık sadece polis bizimle uğraşmıyor. Durduğumuz Balo sokağının yukarısında Otopark var. Eski Beyoğlu Emniyet Amiri Hortum Süleyman’ın otoparkı. Oraya bazen giderdik. Artık oraya da gidemiyoruz. Şimdi polisler kovalıyor biz tekrar geliyoruz sonra esnaf da bizi kovuyor. Gözümüzü korkutuyorlar. Esnafın arkasında polisin olduğu aşikâr. “
travesti içinde ankara travestileri, istanbul travestileri, travesti etiketleriyle 26 Haziran 2014 tarihinde tarafınadan gönderildi.

Türkiye’de travesti olmak suç!

Bu ülkede travesti olmak suç. Bu ülkede biyolojik cinsiyetini, yani bedenini, toplumsal cinsiyete aykırı kullanmak suç. Yani kendi bedeninden kendi yapına uygun tasarruf edemiyorsun. Heteroseksist, erkek egemen cinsiyetçi devlet belirliyor senin nasıl yaşayacağını. Eğer onun istediği gibi yaşamazsan, öldürüldüğün zaman, devlet mercileri seni suçlu buluyor. Öldürülüyorsun ama karşı taraf sen travesti olduğun için, transseksüel olduğun için, eşcinsel olduğun için ceza almıyor, sadece insan öldürmenin cezasını alıyor. Nefret cinayetleri kapsamına alınmıyorsun bedeninin heteroseksist zihniyete göre kullanmadığın için. Bu ne demek oluyor; eşcinsellerden, travestilerden, transseksüellerden nefret edebilirsiniz. Onlar lanetlenmiş yaratıklardır, öldürülmeyi hak ediyorlar. Öldürürseniz herhangi bir şekilde, nefret suçu işlememiş olacaksınız ve ekstradan ceza almayacaksınız.

Oysa bir insan, dilinden, dininden, ırkından, renginden, milliyetinden, cinsiyetinden, vesairesinden dolayı öldürülürse, nefret suçları kapsamında katillere ağırlaştırılmış hapis cezası veriliyor ama buna eşcinseller, transseksüeller, travestiler dahil değil. Neden; çünkü devlet onları insan yerine koymuyor. İnsan olmanın belli kıstasları var tabi heteroseksist zihniyete göre. Erkek egemen yapıya, heteroseksizme uygun olacaksın. Milliyetçiliğinden cinsiyetçiliğine kadar da tüm unsurlar heteroseksizmin hizmetinde zaten.

Batı’da tam tersi işliyor adalet sistemi, insanlık sistemi. İnsana, insan olduğu için değer veriliyor; egemen yapnın standartlarına uyduğun için değil. Bir bakıma heteroseksist toplumların ayrımcılık olmazsa olmazı. Eşitlik, özgürlük, demokrasi diyorlar ya, sadece kendi yapılarına uygun bir demokrasiden bahsediyorlar, sadece kendi çıkarlarına uygun bir insanlıktan bahsediyorlar.

Bir travesti öldürüldüğü için katili hak ettiği cezayı almadı. Soruyorum devlete, millete ve bu ülkede yaşayan herkese: Ne düşünüyorsunuz, umrunuzda mı? Hiç yüreğiniz sızladı mı bir insan heteroseksist sistemin bir parçası olmadığı için? Boğazınızdan da lokma çok rahat geçecek, başınızı da yastığa çok rahat koyup uyuyacaksınız. Çünkü siz de heteroseksistsiniz!

Bu adaletsiz karar ne gazete manşetlerine, ne de televizyon haberlerine yansıyacak. Çünkü bir travestinin öldürülmesi size dokunmayacak. Peki bütün LGBTİ’lerin kökü kazınsa, kazınmaz da, çünkü LGBTİ’ler heteroseksüel ilişkilerden doğuyor ve üremeyi sağlayan genle eşcinsellik geni aynı, kazınsa sadece o günün haberi olurlar değil mi? Ertesi gün gene heteroseksist heteroseksist yaşar gidersiniz. Bir canlının doğuştan getirdiği yaşama hakkı, heteroseksist kültürlerin iktidar olma mücadelesi kadar önem taşıyamaz. Sadece yazık diyorum bu insanlığa. Zaten anlamayacak dünyaya da ne anlatsan boş.

İstanbul Avcılar Meis Sitesi sakinlerinden Seda isimli travesti nefret cinayetine kurban gitmesine rağmen, katili haksız tahrik indirimden faydalanarak 15 yıl hapis cezası aldı. Katil var olan ceza infaz sistemine göre de sadece 8 yıl hapis yatacak. Tahrik indiriminin gerekçesi, nefret cinayetine kurban giden Seda’nın travesti olması ve de katile (sözde) ilişki teklif etmesi. Nerden biliyoruz ilişki teklif ettiğini? Bütün travesti, transseksüel, eşcinsel, nedense katillere hep ilişki teklif ediyor. Oysa benim bildiğim erkek egemen olan bu ülkede ilişki hep erkeklerden ve erkek geçinenler tarafından teklif edilir. LGBTİ’ler korkarlar, çekinirler böyle bir şeye. Aklınız alıyor mu eşcinsellerin, transseksüellerin erkeklere ilişki teklif ettiğini diyeceğim ama insanlar çıkarına uygun neye inanmak istiyorlarsa ona inanıyorlar ne yazık ki?

Aslında ötekileştirilen kesimlere karşı olan önyargılar, adalet sisteminin yanlış kararlar almasını da pekiştiriyor. Zaten yasalarda eşcinsel, travesti diye bir şey yok. Hakim neye göre karar verecek ki? Geleneksel yapının ahlak anlayışına göre karar verecek önünde eşcinsellerle ilgili karar verebileceği bir mevzuat olmayınca. Eğer karar verici mekanizma da heteroseksistse, tabiki de travestiliği tahrik unsuru olarak değerlendirecektir.

Katil diyor ki, “Alkollüydüm, bana ilişki teklif edince kızgınlıkla darp ettim, öldürme niyetim yoktu.” Bu iddiaya kargalar bile güler ama adalet sistemimiz, yargımız bu ifadeyi ciddiye alıyor ne yazık ki. Ölen zaten bir travesti değil mi, katil de zaten heteroseksizm tarafından, daha ne olsun?

Ve ne yazık ki Adli Tıp ölen travestinin tecavüze uğrayıp uğramadığı, ilişki yaşayıp yaşamadığını araştırmamış bile. Oysa bu ülkede şöyle bir gerçek var: Eşcinseller, travestiler, transseksüeller kendileriyle ilişkiye giren, eşcinselliğini kabul edememiş gizli eşcinseller tarafından öldürülmektedir. Devlet eşcinsel karşıtı olunca, heteroseksizm tarafında yer alanı savunuyor.

Travesti bu sistem bizi derinden sarsıyor !

Travesti kimliklerin (transseksüel ve transgender) hastalık tanımından çıkarılması gerekliliğini savunan bir kampanya olan Stop Trans Pathologization-2012  “Sözde ‘cinsiyet kimlik bozukluklarının’ tüm dünyada ve Türkiye’de kullanılan Amerikan Psikiyatri Birliği’nin 2013′te yenileyeceği Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı DSM (The Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) ve Dünya Sağlık Örgütü’nün 2014′te yenileyeceği Uluslararası Hastalık Sınıflaması ICD (International Statistical Classification of Diseases and Related Health Problems) teşhis kılavuzlarından çıkarılması ve trans bireylerin sağlık haklarının güvence altına alınmasını” amaçlayan bir kampanyadır.”(1)

“STP 2012 kampanyasının dahilinde, Ekim 2007’den beri tüm dünyada değişik şehirlerde eşzamanlı gösteriler düzenlenmiştir. Trans Kimliklerin Hastalık Tanımından Çıkarılması için Uluslararası Eylem Günü 23 Ekim 2010 tarihinde tüm dünyada, farklı şehirlerde gösteri ve eylemler gerçekleşmiştir. İstanbul’da Taksim Meydanı’nda başlattığımız Galatasaray Meydanı’nda basın açıklamasıyla son verdiğimiz bu coşkulu eyleme, İstanbul LGBTT Sivil Toplum Girişimi, Voltrans Trans Erkek İnisiyatifi, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği ve Kadın Kapısı’ndan aktivistlerin yanı sıra feminist, insan hakları ve üniversitelerdeki LGBT örgütlerinden birçok kişi katılmıştı. Bu eylemler yalnız İstanbul’da değil Ankara’da ve dünyanın birçok farklı şehirlerinde de gerçekleşmiştir.”(2)

Şu ana dek, aynı anda gerçekleşen eylemlerle 45 ülke kampanyaya katılmıştır.(3) Şehirlerin sayısından da anlaşılacağı gibi dünyanın birçok yerinde trans hakları ihlali yaşanmaktadır. Uluslararası Af Örgütü web sitesinde “Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti/Transseksüel (Transgender) Sorunları” başlığı altında yayınlanan bu yazı dünyanın farklı yerlerindeki trans bireylerin yaşadığı hak ihlallerini gözler önüne sermektedir.

“Birçok ülkede trans kişilerin hakları korunmuyor; sadece olmak istedikleri gibi yaşadıkları için kovulabiliyorlar. Birçoğu, nasıl niteliklere sahip olurlarsa olsunlar, bir yerlerden başlamak için bir iş sahibi olamıyorlar.” Türkiye ve Kosta Rika’daki trans toplulukları da devamlı bir şekilde polis tarafından cinsel ve diğer şekillerdeki istismarlar ile taciz ediliyorlar. Birçok sıradan yöntem ile trans kişiler sürekli ayrımcılığa uğruyorlar. Sağlık hizmetlerini kullanmak onlar için büyük bir sıkıntı; aşağılama ve daha kötü muameleye maruz kalmak ise zaten hepsi için ortak. Bunun sonucu olarak hastalandıkları zaman birçoğu sağlık yardımı almaktan kaçıyor. Birçok ülkede trans kişiler cinsiyetlerinin yeniden tayin edilmesi için gerekli olan önemli belgeleri alamıyor; bu durum evlilik olasılıklarının reddedilmesine yol açıyor, aşağılanmaya neden oluyor, hatta yanlış belge kullandıkları gerekçesiyle durumun daha da kötüleşmesine ve tutuklanmalarına bile sebep olabiliyor.”

“İkili cinsiyet modelinin acımasız katılığı ve bu durumun ortaya çıkardığı insan hakları ihlallerinin zorlayıcı koşullarının temelini oluşturduğu Transgender (Travesti/Transseksüel) Hareketi, cinsiyet çizgisinde karşı tarafta olan kişilerin oluşturduğu genel birlikteliğin hareketidir. Cinsiyet geçiş ameliyatı geçirmiş veya geçirmemiş interseksler ve transseksüellerle birlikte travesti ve cross-dresser’ları da kapsayan bir harekettir bu. Bu mücadele, cinsiyet kimliğimiz ne olursa olsun, bizi erkeksi ve kadınsı olmanın katı ve basma kalıp ifadelerinden kurtarıp, hepimizi özgürleştirme potansiyeline sahiptir.”(4)

Bu uzun soluklu kampanya ile amacımız sokaklarda coşkuyla yürüyerek, trans kimliklerin değil, diğer cinsiyetleri ve yönelimleri görmezden  gelerek, ötekileştirerek kendini vareden heteroseksist ve ikili cinsiyet sisteminin hasta olduğunu tüm dünyaya haykırmak; medya aracılığıyla taleplerimizi, devlet  yetkililerine ulaştırmak ve maruz kaldığımız ayrımcılığı, şiddeti kısaca hak ihlalleri sonucunda doğan mücadelemizin sesini tüm dünyaya duyurmaktı.

Trans aktivistlerin başlatmış olduğu bu kampanya, 1979 yılından bu yana trans kimlikleri “cinsel kimlik bozuklukları” kapsamında değerlendirerek “tanı ve tadavi” için standart bakım prosedürü geliştiren, buna bağlı olarak cinsiyet tayini kararının iki aşamada verilmesini tavsiye eden ve bugün halen İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi’nde harfiyen yerine getirilen Harry Benjamin kriterlerini sorgula(t)mış, trans aktivistler ve psikiyatristler arasında tartışmalara neden olmuştur. 2012 yılında açıklanması gereken DSM-5 2013 yılına ertelenmiştir. Halen hazırlık aşamasında olan DSM-5’te transeksüelite kategorisi gözden geçirilmektedir.

“Bizler kadınlık ve erkeklikten ibaret ikili cinsiyet sistemini tek ve mutlak bir seçenekmiş gibi dayatan aşırı katı anlayışı ifşa ediyoruz. Bu ikili cinsiyet sistemi sonradan inşa edilmiştir ve bu nedenle sorgulanabilir. Sırf bizim buradaki varlığımız bile bunun yanlış olduğunun bir kanıtıdır ve bu da gerçeğin daha çoğulcu ve daha çeşitli olduğuna işaret eder. Tıp ve devlet bizi hasta olarak tanımladıkça bizim kimliklerimizin, bizim hayatlarımızın onların sistemini ne kadar derinden sarstığını itiraf etmektedirler. Bu yüzden diyoruz ki, hastalık bizde değil, bu ikili cinsiyet sistemindedir.”(5)

Travesti transfobiden dolayı müşahade altında kalamadı !

Miraç kandilini bahane eden grup, travesti Cansu’ya “Sizi burada barındırmayacağız” diyerek saldırdı.

Cansu olayla ilgili olarak; “27 plakalı bir araçtan eli sopalı 3-4 kişi çıktı. Bana ‘Kandil gününde de mi sokaktasın? Kandil günü sokakta işin ne? Sizi burada barındırmayacağız. Defolun gidin. Sokaklarımızı temizleyeceğiz’ diyerek saldırdılar” dedi.

kaosGL.org’da yayınlanan haberde; polisin olayı soruşturmak yerine, ilgilenmemeyi tercih ettiği belirtildi. Mersin 7 Renk LGBT Derneği Başkanı Yağmur Arıcan yaptığı açıklamada;  “Polis olayın üstünü kapatmaya çalışıyor. Saldırıdan sonra ilk gelen polis ekibi ilgilenmiyor bile. ‘Bir kadın saldırıya uğradı’ anonsu geçiliyor. Polis olay yerine gelip, saldırıya uğrayanın trans kadın olduğunu görünce ilgilenmiyor. Cansu ısrarla araç plakasını ve kaçtıkları yeri tarif etmesine rağmen dinlemiyorlar, ‘Yanlış görmüşsündür’ diyorlar” ifadelerini kullandı.

Haberde; polisin ambulans çağırmadığı, Cansu’yu arkadaşlarının hastaneye götürdüğü belirtildi. Transfobi hastanede de devam ettiği, sağlık görevlilerinin saldırıya uğrayanın bir trans kadın olması nedeniyle ilgilenmek istemediği vurgulandı. Tepkiler üzerine Cansu’nun tedavi altına alındığı söylendi.

Kafatasında kırıklar olan Cansu hastanede diğer hastaların transfobisine de uğradığını belirterek “Bana bakıp gülüyorlardı. Parmaklarıyla işaret ediyorlardı” dedi.

Müşahade altında kalması gereken Cansu’nun transfobiden dolayı hastaneden çıktığı, bilinci yarı açık biçimde eve geçtiği ve mide bulantıları, iç kanama riskiyle birlikte evde dinlendiği belirtildi.

Yağmur Arıcan, Mersin 7 Renk LGBT olarak olayın peşini bırakmayacaklarını ve dava açacaklarını söyledi. Polisten MOBESE kayıtları isteneceği belirtildi.

Mersin’de olanları Arıcan şöyle anlattı:

“Transfobi rahat durmuyor. Mersin’de transfobi hortladı. Sokaklardan bizi temizlemeye uğraşıyorlar. Bunun arkası kesilmiyor. Daha önce de Pozcu’da saldırılar oldu. Translar sürekli saldırıya uğruyor. Bu sadece bizim gördüğümüz kısmı. Birçok trans kadın polisten korktukları için sineye çekiyor. Veya davalardan bir şey çıkmayacağını düşünüyor. Biz takipçisi olup bu olayı nefret suçu olarak kayıtlara geçireceğiz. Bu saldırıların nefret saldırıları olduğu kabul edilmeli.”

Beyoğlu’nda gay, travesti, biseksüellerin yaşadığı Daracık Sokak’taki binalar sahipleri tarafından kapıları kaynakla kapatıldı.

İstanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel Dayanışma Derneği, sokakta bulunan trans evlerinin Beyoğlu Emniyeti tarafından kaynakla kapatıldığını ve transların sokağa atıldığını öne sürdü.

Hurriyet.com.tr’den Kazım Ataer’in haberine göre, Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü Ünal Altıner ise bu iddiayı yalanladı. Beyoğlu Zabıta Müdürü Ahmet Öztürk de emniyetin boş binaların kapatılması yönünde bir talebi olduğunu ve gerekenin yapıldığını söyledi.

DARACIK SOKAK’TA CİNAYET

20 Nisan gecesi Daracık Sokak’ta silah sesleri yankılandı. Çağla Joker ve arkadaşı Nalan, 17 yaşındaki H.T. tarafından silahla vuruldu. Çağla hayatını kaybetti, Nalan ise yaralandı. 17 yaşındaki H.T. ise kısa sürede yakalanarak tutuklandı. Cinayetin işlendiği bina mühürlendi.

İKİ HAFTA SONRA ORTAK OPERASYON

Yaklaşık iki hafta sonra ise Daracık Sokak’taki boş ve metruk binalar için Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü ve Zabıta Müdürlüğü harekete geçti. Bu adım için mal sahiplerinin talebi ve yaşanan cinayet etkili oldu.

BEYOĞLU EMNİYET MÜDÜRÜ ALTINER: KAYNAĞI EV SAHİBİ YAPTIRDI

Konuyla ilgili konuştuğumuz Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü Ünal Altıner iddialarla ilgili açıklamalarda bulundu.

“ORAYA ÇEKİ DÜZEN VERİYORUM”

Üç tane binayı boşaltıp kapattıklarını söyleyen Altıner ‘Bu konunun üzerine gitmesek o binalar çökecekti. Hepsini boşalttık. Mülk sahipleri, avukatları aradı. Kiralarının, kontratlarının olmadığını söylediler. Orada bir kahvehaneyi de mühürledik. Ben oraya çeki düzen veriyorum. Ben bir iş yerini, bir kişinin meskenini yasal olmayan şekilde kapatmıyorum. Kaynağı da ev sahibi kendisi yaptırdı’ dedi.

“SADECE ORASI DEĞİL…”

Altıner sözlerini şöyle sürdürdü:

“Metruk binalarla ilgili sadece Daracık Sokak’ta değil bir çok yerde çalışmamız var. Örneğin Dolmabahçe’de metruk bir bina var. Tinerciler kalıyordu, orayı da mühürleyip kapattık.

“MASKEYLE GİREBİLDİK”

Daracık Sokak’taki bahsedilen binalara maskelerle girebildik. Binaların içinde, uyuşturucu satıcıları, tinerciler var. İki kadın gördüm, kiracı mısınız dedim ‘boştu geldik’ cevabını verdiler. Yaşanan cinayetten sonra mülk sahipleri dilekçe veriyor ve mülkünü güvenlik altına alıyor.

“DAHA DUR NELERİ KAPATACAĞIM”

Orada uyuşturucu satılıyor, cinayet işleniyor. Polis üzerine gidince de Ünal müdür şöyle yaptı diyorlar. Amacımız buraları, etrafını güvenlik altına almak. Buralarda terk edilmiş bina varsa kapatırım. Daha dur neleri kapatacağım”

ZABITA GENEL MÜDÜRÜ ÖZTÜRK: BOŞ BİNALAR KAPATILDI

Beyoğlu Belediyesi Zabıta Müdürü Ahmet Öztürk de konuyla ilgili emniyetin kendilerinden metruk binaların tahliyesiyle ilgili yardım istediğini aktardı. Yaşanan cinayetin ardından mülk sahiplerinin dilekçelerinin belediye başkanlığına geldiğini anlatan Öztürk, zabıta ekiplerinin emniyet görevlileriyle ortak hareket ettiğini belirtti.

LGBTT: BU İŞİN ARKASINDA RANT VAR

İstanbul Lezbiyen Gey Biseksüel Travesti Transseksüel Dayanışma Derneği yetkilisi Ebru Kırancı ise Emniyet Müdürü Altıner ve Zabıta Müdürü Öztürk’ün aksine bunun arkasında rant olduğunu söyledi ve şu açıklamayı yaptı:

“Burada kentsel dönüşümün translara vurmasını görüyoruz. Zaten bizi ilçelerde istemiyorlar. Şehir dışına atmak istiyorlar. Nefret cinayetlerinin hedefi oluyoruz. Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürü kaynakla kapatıyor, başınızın çaresine bakın diyor. Burayı Fransız sokağı yapmak istiyorlar. Bunun arkasında rant var.

“DAHA ÖNCE CİHANGİR’DE YAPILAN…”

Daha önce Cihangir’de yapılanlar şimdi Daracık Sokak’ta yapılıyor. Bizim çalışma, yaşama ve barınma hakkımız kolluk kuvvetleri tarafından elimizden alınıyor.”

Öldürülen travesti için Beyoğlu’nda eylem

Beyoğlu’nda dün gece silahla vurularak öldürülen ‘Çağla Joker’ takma adlı travesti İsmail Öztürk ile aynı saldırıda yaralanan diğer travesti için arkadaşları ve bazı sivil toplum kuruluşları protesto eylemi yaptı.

Beyoğlu Daracık Sokak’ta dün gece kimliği belirsiz silahlı iki saldırgan, ‘Çağla Joker’ takma adlı İsmail Öztürk ile arkadaşı ‘Nalan’ takma adlı travesti Mehmet Kaptuğ’u silahla vurmuş, olayda Kaptuğ ağır şekilde yaralanırken, Öztürk hayatını kaybetmişti. Ölen ve yaralanan travestilerin arkadaşları, bugün öğle saatlerinde cinayetin işlendiği sokakta toplanarak arkadaşları için protesto eylemi yaptı. Aralarında lezbiyen, gay ve biseksüel transseksüellerin de yer aldığı yaklaşık 20 kişilik grup, Türkiye’de yaşam haklarının olmadığını ve hor görüldüklerini öne sürerek tepkilerini dile getirdi. Ölen arkadaşlarının yer aldığı fotoğrafları taşıyan grup, basın açıklaması yaptı. LGBTİ aktivisti ‘Didem Çisem’ adlı travesti, grup adına yaptığı açıklamada, ‘Yine bir arkadaşımız transfobinin kurbanı oldu. Dün gece 2 trans kadın silahlı saldırıya uğradı. Transfobik saldırı sonucunda 21 yaşındaki arkadaşımız Çağla’yı kaybettik. Nalan ise omzundan yaralanarak tedavi altına alındı’ dedi.

Eşcinsel, biseksüel, trans ve intersekslere yönelik nefret suçlarının arttığını belirten Çisem, ‘Bu suçlarla mücadelede, ‘cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği’ ibarelerini de bünyesinde barındıran bir nefret suçları mevzuatı oluşturulmalıdır’ şeklinde açıklama yaptı.
Eylemciler, yapılan basın açıklamasını ardından sessizce dağıldı.

Parasını alamayan travesti otomobili çaldı

Adana’da bir travesti, birlikte olduğu kişi anlaştığı parayı vermeyince aracını çaldığı iddiasıyla gözaltına alındı.

Edinilen bilgiye göre, Seyhan ilçesi Ziyapaşa Caddesi üzerinde bekleyen Harun D. (19), yanına gelen H.F.T. ile para karşılığında birlikte olmak için anlaştı. Harun D., H.F.T. ile birlikte Adnan Menderes Bulvarı’na giderek otomobilin içinde birlikte oldu. Daha sonra arabanın içinde bir süre sohbet eden Harun D. ile H.F.T. arasında para yüzünden tartışma çıktı. Bunun üzerine H.F.T.,

Travesti 

Harun D.’ye anlaştıkları parayı vermedi. Bu duruma sinirlenen Harun D., H.F.T. otomobilden indiği sırada sürücü koltuğuna geçerek aracı çaldı. H.F.T.’nin ihbarı üzerine bölgeyi çembere alan Hırsızlık Büro Amirliği ve resmi ekipler, Harun D.’yi saat 04.00 sıralarında Yeşilyurt Mahallesi’nde yakaladı. Şüpheli ve müşteki, Fatih Polis Merkezi’ne götürüldü. Müşteki H.F.T., araçta sohbet ettikleri sırada Harun D.’nin otomobilini çaldığını söyledi. Harun D. ise parasını alamadığı için otomobili çaldığını belirtti.

Travesti oğluma yıllar sonra kızım diyeceğim

Manisa’da eşinden boşanan 3 çocuk annesi E.B., yıllardır ‘Oğlum’ dediği en büyük çocuğuna önceleri kabullenemese de şimdi ‘Kızım’ demeye hazırlanıyor. İstanbul’da turizm ve otelcilik eğitimi gören ve 16 yaşındayken “Erkeklere ilgim var, kendimi kadın hissediyorum” diyen 20 yaşındaki E.C., hormon tedavisi görüyor ve yakında cinsiyet değiştirmek için bıçak altına travesti yatacak.

Her şey 2010 yılında aile Mersin’de otururken başladı. Ailenin büyük çocuğu E.B. lisede okurken cinsiyet değiştirmeye karar verdi. Olayı kabullenememe, şehir şehir dolaşma ve yaşama tutunmak için büyük fedakarlıkla geçen zor dönemi anne E.B. şöyle anlattı:

“Lise 2′nci sınıf öğrencisiyken oğlum, ‘Erkeklere ilgi duyuyorum. Kendimi kadın olarak hissediyorum’ itirafında bulundu. Bu durumu hissediyordum ama konduramıyordum. Şoke oldum. ‘Hevestir, geçer’, ‘Doktora gidelim’ dedim. Bana, ‘Ben, böyleyim. İçin rahat edecekse doktora gidelim’ diye yanıt verdi. Doktora gittik. Doktor çocuğumun bu şekilde kimliğini kabul ettiğini ve kaybetmek istemiyorsam yanında olmam gerektiğini söyledi.”

“Öğrendiğimde ölsün istedim”

Oğlunun bu itirafından sonra onunla ilgili tüm hayallerinin yerle bir olduğunu anlatan E.B., “Niye bunlar benim başıma geldi?” diye düşündüğünü ifade ederek şöyle devam etti:

“Böyle hikayeleri hiç bilmiyordum. Eşcinseli biliyordum. Hepsini aynı zannediyordum. Ama öyle değilmiş. ‘Tacize mi, tecavüze mi uğradın?’ diye sordum. Öyle bir şey yaşamadığını, hissiyatının bu olduğunu söyledi. ‘Allah’ım canını al oğlumu öyle görmeyeyim’ dedim. ‘Ölsün, en azından yerini mezarını bilirim’ dedim. Ama zaman içinde kabullenmek zorunda istanbul travestileri kalıyorsun.”

“Çocuğumdan vazgeçemedim”

E.B., aile yaşantısının bu olaydan sonra tamamen değiştiğini, oğlunun travesti cinsiyet değiştirmesinden eşini suçladığına dikkati çekerken, “Ondan nefret ediyordum. Onun yüzünden böyle olduğunu düşündüm. Çocuklarına karşı hiçbir sevgisi yoktu. Bunu öğrendi. Şoke oldu, sustu. Hep, susacak sandım. Ancak, sonraki zamanlarda hep, ‘Bırak gitsin’ dedi. Kardeşlerine kötü örnek olduğunu ondan kurtulmamız gerektiğini söyledi. Ama çocuğumdan vazgeçmedim” dedi.

Şehir şehir gezdi

Olayın duyulmasının ardından yaşadıkları çocuklarıyla Ankara’ya taşınmak zorunda kaldığını belirten E.B., şöyle devam etti:

“Burada çocuğunu kabullenmeyen eşimden boşandım. Kendi ayaklarım üstümde durabilmek için bir işyerinde sekreter olarak çalışmaya başladım. Ancak, büyükşehirde yapamayıp, Manisa’ya taşındık. Hep bir kaçış halinde yaşadık. Ayaklarım üstünde durmak için işe başladım. Şimdi evimde ufak tefek ürünler yaparak geçimimizi sağlıyorum.”

“Esmer karayağız delikanlıdan esmer güzeline”

İstanbul’da turizm ve otelcilik eğitim-öğretimi gören çocuğunu her haliyle sevdiğini dile getiren E.B., “Esmer kara yağız yakışıklı bir erkekti” dediği oğlu için “Şimdi, benim esmer güzeli kızım oldu” diye konuştu.

Kendisi gibi çaresiz insanlara yardım edecek hiçbir resmi kurumun olmadığını öne süren anne E.B., kendisi durumundakilerin kaderine terk edilip, cüzzamlı gibi davranıldığından yakındı. E.B., şunları söyledi:

“Biz de böyle olsun istemezdik. Ama bunları yaşıyoruz. Benzer durumu yaşayan ailelerden vip blog travesti çocuklarına sahip çıkmalarını istiyorum. Her gün 3 defa onu arıyorum. Çünkü korkuyorum. Okulunu bitirmesini, ayaklarının üstünde durup düzeyli bir şekilde hayatını yaşamasını istiyorum. Hiçbir zaman çocuklarından utanmasınlar. Aileleri tarafından dışlandıkları için sahipsizlik hissediyorlar ve her türlü kötü yola gidiyorlar. Aileler, buna izin vermesin.”

E.B., kendisinin Manisa’da kurulan ve toplumdaki dışlanmış kişilere yardım etmek için seferberlik başlatan ‘Yeniden Bir Yaşam Derneği’nin verdiği psikolojik desteği ve yaptığı el işleri sayesinde çaresizlikten kurtulup, yaşama daha güçlü bağlandığını belirtti.

Travestilerde Zeka ve Kişilik

Zeka hakkında kesin bir tanım yapılamamıştır. Çeşitli araştırmacılar şu şekilde tanımlar ortaya sunmuştur:
1- Zeka soyut düşünebilme yeteneğidir.
2- Yeni problemleri çözme yeteneğidir.
3- Çevreye ve yeni durumlara uyum sağlama yeteneğidir.
4- Öğrenebilme yeteneğidir.
5- Yaratıcı düşünebilme yeteneğidir.
Zeka bebeklerde gizli bir güç olarak bulunur. Zeka ilk olarak 1,5 – 2 yaşında ölçülmeye başlanır. 10 – 12 yaşlarında hızla gelişir ve 20 yaşından sonra yavaşlar.
Travesti Zekasında Kalıtımın Etkisi :
Zekanın belirleyicisi olarak kalıtımı savunanlar, zekanın genler yoluyla anne babadan geçtiğini söylerler. Birey nasıl ki göz rengine ya da saç rengine müdahale edemiyorsa zeka seviyesine de herhangi bir katkısı yoktur. Annenin hamilelik esnasında bazı sorunlar yaşaması çocuğa etki eder fakat bu kalıtsal değildir. Çocuğun anne – babanın zea seviyesi arasında büyük bir kolerasyon vardır.
Travesti Zekasında Çevrenin Etkisi :
Bireyin doğum esnasının dışında olan her şey onun çevresini oluşturur. Yani doğum öncesi çevreyle doğum sonrası çevre bireyin zekasında önemlidir. Bu çevre özellikleri bireyin beden ve karakter özelliklerini de etkiler.
Travesti Zekasında Hem Kalıtımın Hem Çevrenin Etkisi :
Bunu savunan araştırmacılar ise zeka üzerinde hem kalıtımın hem de çevrenin etkisi olduğunu söylerler.
Sonuç : Araştırma sonuçları kalıtımın zeka üzerinde daha etkili olduğunu gösterir, yüzdeliklerin 75′i kalıtıma aittir. %21′i çevreye ve %4′ü de istisna durumlardır. Bize göre travesti zekası hem çevre hem de kalıtımın etkisi altındadır.